2 Aralık 2016 Cuma

TEDAVİ EDİLEBİLİR 9 CEO HASTALIĞI



CEO’lar da bizim gibi etten ve kemikten oluşmuyor mu? Onlar da yeri gelip hastalanıp, kendilerini kötü hissetmiyorlar mı? Bunun yanı sıra tıbbi hastalıkların dışında bir de sosyo-psikolojik rahatsızlıklarla karşı karşıya kalıyorlar, bu durum onların şirketleriyle ilgili kararlarına ve davranışlarına da yansıyor. İşte karşınızda CEO’ların iş yapış şeklini etkileyen “business rahatsızlıkları” ve tedavi yöntemleri...

Amork Koşucusu CEO’lar
İnsan psikolojisine en hâkim yazarlardan biri olan Stefan Zweig, 1922’de yazdığı “Amok Koşucusu”nda Zweig, kendi yıkımına ve ölümüne son hızla koşan bir doktorun hikayesini anlatır. “Amok Koşucusu” ile insanların sonu ölümle biteceği bilindiği halde girişilen ve engellenemeyen hezeyanına dikkat çeker. Bu kavram, bugün dünyanın her yerinde benzer cinnet olaylarında faili tanımlamak için kullanır. Bir Amok, sadece kendince belirlediği bir amaç uğruna en sonunda kendi ölümüne koşar. Bugünkü anlamıyla “Amok Koşucusu”, sonuna kadar savaşıp ya da saldırıp sonunda ölmek demektir. Günümüzün şirketleri ya da bazı üst düzey yöneticileri de “Amok Koşucusu”na dönüşmüş durumda. Ona saldırıyorlar, buna saldırıyorlar sonunda ne yapacaklarını bilemeyip farkında olmadan kendi felaketlerini kendi elleriyle hazırlıyorlar. Çünkü aklımızı “hız” kavramıyla bozmuş durumdayız.

Aşil Sendromu
Aşil sendromu ile ilgili görsel sonucuBazı karizmatik liderler, kendilerinden son derece emin “mükemmel bir lider" havası yaratırlar. Görüntü böyledir ancak bu büyük gücün bile ciddi zayıflıkları olabilir. Psikolojide “sözde yetkinlik sendromu” olarak da bilinen bu sendroma yakalanmış olabilirler. Unutulmaması gerekir ki, her CEO’nun bir zayıf noktası vardır. Aşil Sendromu’nun tanımı için, mitolojideki ölümsüz görünen ve her savaşı kazanan, ancak gizli ve ölümcül bir hassasiyete sahip bir kahraman olan Aşil imgesinden yararlanılmıştır. Aşil, savaşta yenilmezdi. Truvalılarla yapılan destansı savaşta Yunanlıları zafere götürmüştü. Ne var ki, onun bu gücünde ölümcül bir kusur vardı. Daha bebekken annesi onu “yenilmez olsun” diye sihirli Styx nehrine daldırıp çıkarmıştı. Annesi onu nehre daldırırken topuğundan tutmak zorundaydı. Böylece topukta saldırıya açık hayati bir nokta kalmıştı. Aşil çok sonra Truva Savaşı’nda bir okla topuğundan vurulduktan sonra ölecekti.   

Başarının Dilemması

Beynimiz, kendini devamlı olarak yeniden yapılandıran karmaşık bir sinir ağına sahiptir. Sinir ağları her doğru karar alınışında, bunlara ait sinirsel yollar güçlenir,   daha da pekişir. Bir sinir ağı için egzersiz mükemmelleşme demektir. Şirketler de insan beyni gibi geçmişi hatırladıkça onu tekrar etme eğilimi içindedir. Eskimiş yöntemlere ve teknolojileri kullanma konusunda ısrarcı davranır. Çünkü bu işte ustalaşmışlardır. Günün sonunda başarılı şirketlerin, eskimiş teknolojilerden düzen bozucu yeniliklere geçiş yapamayan “başarı tuzakları” tarafından nasıl dağılma süreçlerine girdiklerine tanıklık ederiz. CEO’ları bu tip tuzaklardan korunmanın en iyi yolu, yeni bir şirket ya da yeni bir işletme birimi açmaktır. General Motors’un ilk Saturn fabrikasının Tennessee’deki Springhill kasabasında, Detroit’teki genel merkezinden bin 600 kilometre uzaklıkta kurulmasının nedenlerinden biri de buydu.  

İkarus Paradoksu
İkarus Paradoksu ile ilgili görsel sonucuYunan mitolojisine göre Giritli mimar olan Daidalos ve oğlu İkarus, Kral Minos’un emriyle bir labirente kapattırılmıştı. Daidalos kendisi ve oğlu için oradan kaçmaya yarayacak kuş tüyü ve balmumundan kanatlar yapar. Daidalos kanatları takıp uçarak kaçmadan önce oğlu İkarus’a “Güneşe fazla yaklaşma yoksa kanatlarındaki balmumu erir” der. İkarus, babasının ardından kanatlarını takarak uçmaya başlar ve labirentten çıkar. Ancak uzun süre hapis kalan İkarus uçmanın ve gökyüzünde yükselmenin verdiği tada doyamaz. Uçtukça kendisine olan güveni daha da artar ve babasının verdiği öğütleri bir anda unutur. Güneşe doğru yükselir, sıcaklığın etkisiyle kanatlarındaki balmumunu erir, denize düşer ve hayatını kaybeder. Hikayeden de anladığınız gibi şirketler, belirli bir başarıya ulaştıktan sonra bu başarının verdiği aşırı güvenle gelişmeleri takip etmemeye, rakip şirketleri küçük görmeye ve stratejik olarak hatalı kararlar almaya başlarlar. Sorunları kabul etmezler, bilgiyi paylaşmazlar, ders çıkarmazlar ve sonunda da analiz yeteneklerini yitirirler. Beklenen son onları hızla çöküşe götürür.

Adanmışlığın Tırmanışı
CEO’lar, bazen hayatla yok pahasına mücadeleye girişir. Siz hiç kumarhanelerde kaybedenleri izleyebilme imkanına sahip oldunuz mu? Kumarhanelerde oyuncular sık sık klasik bir açmazla karşı karşıya kalırlar. Kaybettikçe kazanacaklarını düşünürler, bir sonraki oyun için “Bu kez kazanacağım” duygusu hep ağır basar. Bu duygu kendisini iş dünyasında da gösterir. Buna “Adanmışlığın tırmanışı” denir. Lider doğru bulduğu bir stratejiye, başarısızlığa düşmesine rağmen, başaracağına inanır ve bir türlü vazgeçmeyi bilemez.

Strateji Yanılgısı
İş koşturmacası sürerken kimsenin aklına hedef, strateji, taktik üretmek gelmez. Fakat gelin görün ki, birçok lider kendine has bir stratejiye sahip olmadığı için kaybeder. Çoğu yönetici herkesin yaptığını yaparsa sorun çıkmayacağını düşünür. Heyhat, dünya korkunç bir hızla değişirken bu stratejiyle bir yere varmak mümkün müdür? Bugüne kadar başarılı olmuş işlerin ya da işleyiş tarzının yarın da başarılı olacağına kimse garanti veremez. Örneğin Apple. Başarıya ulaşmış, Apple stratejileri ve efsaneleri her şirketi ve CEO’yu başarıya ulaştıramaz. Çünkü strateji ne Apple’dan ne de bir başkasından öğrenilir. Siz de kabul edersiniz ki, yeri geldi Apple, farklı düşünen markalar tarafından zaman zaman alt edildi.

davut ile golyat ile ilgili görsel sonucu

Rakibini Küçümsemek
Hikaye 3 bin yıl önce eski Filistin Krallığı’nda geçiyor. Aslında Davut ile Golyat arasındaki mücadele bir güçlü-güçsüz hikayesidir. La Fontaine'in Tavşan ve Kaplumbağa hikayesine ilham olmuş bir kurguya sahiptir. Bir çobanla devasa bir savaşçının karşı karşıya geldiği kimin kazanacağının işin başından belli olduğu bir mücadeledir. Ancak beklenenin tersi gerçekleşir ve genç çoban dev savaşçıyı yere indirir. Olay insanlık tarihine bu bir mucize olarak geçer. Hikayeden çıkarılan ders nettir: Bazen çok güçlü görünenler göründükleri kadar güçlü olmayabilir. Her zaman karşılarına cebinde sapan olan bir çoban çıkabilir.

Ürün Takıntısı İçinde Olmak
Bazı liderler vardır ki, hiç durmadan yeni ürün çıkarmayı ya da o ürünün yeni versiyonlarını piyasaya sürmeyi marifet sayar. Oysaki bu her zaman akla yatkın bir yöntem değildir. Aslolan iş modeli üzerinden değer yaratmaktır. “Ürün Takıntısı” Yönetim gurusu Peter Fisk yanlışı doğuran beş iş modelinden birisidir. Sony de bu tuzağa düşen ve yanlış yapan şirketlerden biridir. Sony eskiden teknolojinin en yenilikçi şirketiydi ve hep teknolojik yeniliğe odaklanmıştı. Apple ise teknolojiyi insanlaştırmıştı. Sony gibi şirketler ürün ve teknoloji düşünürken müşterilerini ve onların davranışlarını anlamadıkları için şirketleri yanlış yatırımlara sürüklüyor.

“Concorde Yanılgısı”
Concorde Yanılgısı ile ilgili görsel sonucuİngiltere Başbakanı Winston Churchill, “Asla, asla sakın pes etmeyin” sözleri sadece onu dinleyen gençleri değil, sonraki yıllar yılı milyonlarca insan üzerinde önemli bir etki bırakmasını bildi.
Egemenler ve mevcut düzenden yana olanlar, Galileo’nun dünyanın şekli hakkındaki dine aykırı bulgularını, Wright Kardeşler’in uçağını, Xerox’un ilk kopya makinesini, ilk TV’yi, ilk micro işlemciyi, faks makinesini ve Post-it Not fikrini de reddetmişlerdi. Fakat bazen de vazgeçmesini bilmek gerekir. “Vaçgeçmezsem mutlaka başarıya ulaşacağım” şeklinde düşünmek ve akıntıya kürek çekmek doğru değildir. Bu vazgeçememe haline ne mi denir? Biyolog Richard Dawkins, süpersonik Concorde uçağından esinlenerek bu duruma “Concorde Yanılgısı” adını verdi.

28 Kasım 2016 Pazartesi

SİYAH KUĞUNUN GOOGLE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Yaptığımız her seçimi özgürce gerçekleştirdiğimizi ve hayatımız üzerinde kontrole sahip olduğumuzu düşünürüz. Neden iyi niyetli girişilen kimi teşvikler tutmaz? Seçeneklerin artması nasıl memnuniyetsizlik yaratır! İşte iş hayatımızı etkileyen 9 İş Etkisi ...




Kişisel Gelişimde “Bill Nighty Etkisi”

Başarılı olmanın en garantili yolu “İşe yaramazlık hissi”dir. Kendini işe yaramaz hissetmenin en önemli yararı ise sürekli denemek, çalışmak, hep daha iyi yapabileceğine inanmaktır. İngilizlerin ödüllü aktörü Bill Nighty mükemmeliyetçi yapısıyla her şeyi daha iyi yapabileceğini düşünen ve kendisini acımasızca eleştiren bir yapıya sahip. Ünlü aktör aslında her yaptığı işi daha iyi yapılabilirmiş, hep eksik bir şeyler kalmışmış vs... Aslında bu durum bir paradoks gibi gözükse de bu “haleti ruhiye” onu hep daha iyiye gitmesini sağlamış. Yani özetle, kendi mesleğinde hep iyi olmak isteyen kişiler yapması gereken tek yol, kendini hep zayıf hissetmek ve hep kendi zayıflıklarını aşmak için çalışılmak. 


Olasılıksız Görünenin Etkisi


“Siyah Kuğu” ifadesi bir dizi çok önemli sonuçlar doğurmakla birlikte son derece az rastlanan beklenmedik olayları simgeler. “Olasılıksız Görünenin Etkisi” ile “Siyah Kuğu” deyimi özdeşleştirilmiştir. “Siyah Kuğu” ile olması ihtimal dışı görülen, fakat vuku bulduğunda etkisi çok büyük olan ve bir kez gerçekleştikten sonra, onu daha az rastlantısal kılacak bir açıklama uydurduğumuz olaylar kastedilir. Google ya da 11 Eylül gibi... Nassim Nicholas Taleb, “Siyah Kuğu” kitabında, beklenmeyen ve imkânsız gibi görünen olayların, kitleler üzerinde yarattığı etkiyi inceler. Taleb, çok özetle “Bilmedikleriniz, bildiklerinizden daha önemlidir” der.

Başarı Başarıyı Çeker!
Biyologlar bir canlı organizmanın ekolojisini şöyle tarifler: Ormanlardaki en uzun meşe ağacı en sert palamuttan yetiştiği için en uzun ağaç olmamıştır. Diğer ağaçlar ona ulaşan güneş ışınlarını engellemediği, çevresindeki toprağın derin ve mineral olarak zengin olduğu, henüz fidan aşamasındayken hiçbir kemirgenin onu kemirerek zarar vermediği ve ormandaki oduncunun da onu vakti gelmeden kesmediği için en uzun meşe ağacı olmuştur. Yani daha büyük başarılara imza atacak olanlar, halen başarılı olmuş kişiler arasından çıkar. Yola diğerlerinden biraz daha iyi başlayanlar, diğerlerine ve akranlarına göre her zaman daha iyi konumdadır. Buna Matthew Etkisi (veya "birikmiş üstünlük") sosyolojide "zenginin daha zengin fakirin daha da fakir" olduğu duruma denir.

Zihnimiz, Açılış Rakamına Çapa Atar!
Kaz yavruları yumurtadan çıktıktan sonra karşılaştıkları hareket eden ilk nesneye - o da genellikle anneleri oluyor başka şeyler de olabilir- bağlanıyor. Bu doğal olguya “İmprinting” deniyor. İnsan beyninin donanımı da kaz yavrularınınki gibi. 1970’li yıllarda Tahiti’de çıkan siyah incilerin piyasası yoktu. İtalyan elmas tüccarı James Assael girişimiyle Fifth Avenue’deki mağazanın vitrinine fahiş fiyatlar konularak satışa çıktı ve dergilere tam sayfa ilanlar verildi. Assael değeri belirsiz bir şeyi almış onu şaşılacak derecede seçkin hale getirmişti. Birinin bir şeyi çok istemesini sağlamak istiyorsanız, yapılması gereken şey o şeyin elde edilmesini zorlaştırmaktır.
Yani, yeni bir ürünle karşılaştığımızda gözümüze ilk ilişen ilk fiyatı (çapa) kabul ediyoruz, bir başka deyişle zihnimiz, bu çapanın çevresinden kurtulamıyor.

Seçeneklerin Artması Memnuniyetsizlik Yaratır!
Ünlü filozof Erich Fromm, “Özgürlükten Kaçış” isimli kitabında, modern bir demokraside insanların sadece fırsat eksikliği tarafından değil, aynı zamanda fırsatların baş döndürücü bolluğu tarafından da kuşatıldığını söyler. Seçenekler ne kadar artarsa, seçimimizden memnun olma olasılığımız o denli azalır. Öyle ki, insanlar ne kadar çok seçenekleri olursa seçim kabiliyetlerini o oranda kaybediyor ve sonunda sahip oldukları şeyden o kadar az memnun oluyorlar. Psikologlar Mark Lepper ve Sheena Iyengar, bu teoriyi bir süpermarkette denediler. Kaliteli reçellerle bir deneme standı kurarak insanlara  bir seferinde 6, diğerinde 24 seçenek sundular. Deneyin sonunda, 6 seçenek sunulan kişilerin yüzde 30’u reçel alırken, 24 seçenek sunulan kişilerin sadece yüzde 3’ünün reçel alabildiği görüldü.


Neden Bazı Teşvikler Tutmaz?
Hikaye odur ki, Hindistan’ın sömürgeyle yönetildiği dönemlerde bir İngiliz valisi Delhi’de çok fazla çok fazla kobra olduğunu düşünüyordu. İngiliz askerleri sokan kobralar tarafından sokuluyor ve hayatlarını kaybediyorlardı. Bu  nedenle ölü kobra derisi getirenlere ödül verileceği açıklandı. İlk başta bu teşvik gayet iyi gitti fakat bir süre sonra yeni bir sektörün doğmasına neden oldu: Kobra yetiştiriciliği. Girişimci Hintliler, yılanları üreterek büyütüp sonra da ödülden faydalanmak için öldürüyorlardı. Bu şekilde ölü kobraların sayısında beklenmedik bir artış nedeniyle İngiliz Vali, verilen teşviği ortadan kaldırmaya karar verdi. Zaten ne olduysa da o zaman oldu. Bunun üzerine elinde kobralarla kalakalan kobra yetiştiricisi çiftçiler, besledikleri yılanları doğaya bırakınca eskiye göre çok daha fazla zehirli ve istenmeyen sonuçlar doğurdu.

Emek Verilen Şey Neden Daha 

Değerlidir?
IKEA Effect ile ilgili görsel sonucuBir şeyin içine sevgimizi koyduğumuzda onu daha fazla seviyoruz. Ama bu başkaları için geçerli olmayabilir. Bu durum literatüre Ikea Etkisi olarak geçti. 1940’lı yıllarda ABD’de sadece su katılarak hazırlanabilen kekler piyasaya sürüldüğünde -ki ev kadınlarının hayatını kolaylaştıracağı düşünülüyordu- ürün pek çok kadının ilgisini çekmez. Üreticiler bunun nedenini araştırırken Ernest Dichter, onlara ürünün içindeki bazı maddeleri çıkarmalarını ve çıkarılan bu maddeleri tüketicilerin eklemelerini söyler. Sonuç başarılı olur. Tüketiciler artık kek karışımına, yağ, yumurta ve sütü eklerler ve bu durum onları olumlu yönde etkilediği için satışların da patlamasına neden olur. Çünkü tüketici karışıma kendiliğinden bir şeyler eklemiş (mesela sevgi), emek vermiş ve bu durum da kendini iyi hissetmesine neden olduğu için o ürünü daha çok benimsemiştir.


Ne Kadar Çok Görürsek Onu 
Daha Çok Tercih Ederiz!
Ünlü Psikolog Robert Zajonc, bütün kariyerinin büyük bölümünü, rastgele bir uyaranın tekrarıyla insanların sonunda bu uyarana karşı duydukları hafif yakınlık arasındaki bağlantıyı incelemeye adadı. 1968'de yaptığı deneyle "salt maruz kalma etkisi"ni keşfetmiş büyüğümüz özünde, bir şeye ne kadar maruz kalırsanız ona karşı o kadar bağlılık hissedersiniz’ demektedir. Reklamcılık, her ne kadar bu alandaki tablo daha az net olsa da, “Salt maruz kalma etkisi”nin çok önemli bir rol oynadığı başka bir alandır.  

İcatlarımızı Tesadüf Eseri Nasıl Buluruz?
Aslında modern hayatımızı kolaylaştıran birçok buluş; tesadüfler, hatta kazalar sonucunda keşfedildi. Mikro dalga fırın, yangın alarmı, yapay tatlandırıcı, X-ray aracı bunların arasında. Günün sorusu şu: Önemli keşiflerin yapılmasında rol oynayan rastlantıları artırmanın yolları öğrenilebilir mi?  “Serendipity” (tesadüfi keşifler) İngilizce’de tesadüfi bağlantıların gücünü anlatmak üzere bir sözcük olarak kullanılıyor. Bu kelime 1754’te ilk kez yazar Horace Walpole tarafından bir mektupta kullanılmış. Şanşlı tesadüflere bir rota tayin ederek ulaşamazsınız. Başka bir yer için iyi niyetle yola çıkılmalı ve kaderin hoş bir cilvesiyle pusulayı şaşırmalısınız

24 Kasım 2016 Perşembe

BUSINESS DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Sizce de artık iş hayatında bize yıllardır empoze edilen doğruların ne derecede doğru olduğunu sorgulamanın zamanı gelmedi mi? Doğru bildiğimizi düşündüğümüz şeylerin yanlış olabileceği iddiası insanda merak uyandırır. Bu mantıktan hareketle size yaygın kanılarla ilgili bazı yanlış bilgilerimizi çürütecek bir liste hazırladım.

Başarmak İçin Çok Çalışmak Gerekir!
Toplum tarafından genel kabul görmüş bir doğruya göre, başarının bir modeli var: “Hayal et, hayallerin peşinden git ve çok çalış”. Birçoğumuz profesyonel başarıyı ve maddi birikimi sıkı çalışma ve yeteneğin sonucu olarak görürüz.Ancak azmin ve kararlılığın işe yaraması için kişinin yeteneğinin olduğu bir alanda bunları göstermesi gerekir. Günümüzün büyük başarılı liderleri de (Bill Gates, Warren Buffet gibi) çok yetenekli ve çalışkan olmakla beraber, yeteneklerini verim alabilecekleri ortamlarda kullanarak dev başarılara imza atmışlardır.

Taklit Eden Başarılı Olamaz!
Her ne kadar taklit etmenin iyi bir şey olmadığı ve orijinal fikirler geliştirmeleri gerektiği söylense de, gerçek hayatta taklit edenlerin daha çok kazandığı görülür. Uzmanı Oded Shenkar’a göre, değer yaratan yeniliklerin yüzde 98’inin inovasyondan değil, doğru şekilde kopyalanan hizmet ve ürünlerle ortaya çıktığını ileri sürer. Bu anlamda Wal-Mart’ın kurucusu Sam Walton “Yaptığım şeylerin çoğunu başkasından kopyaladım” sözü çok çarpıcıdır. Easyjet, Southwest Havayolunun; Wal-Mart, Korvette’nin; Mcdonald’s da White Castle’ın kopyasıdır.

Yalnızca En İyi Olduğun Şeyi Yap!
O zaman sorarım size, sadece en iyi olduğunuz şeyi yaparsanız, hayatınız boyunca çok ama çok az yeni şey deneyimleyebilirsiniz. Tecrübeyle öğrenmeye ne oldu peki? En iyi olduğunuz şeyi hayatınızın merkezine koymanız gayet mantıklı bir hareket. Fakat bir yandan da diğer şeylerde iyi olmaya çalışmak ve bu yeteneklerinizi işinize entegre etmeye bakmak size işinizde bir ufuk açmaz mı? Unutmayın ki, yeni yollar denemeyenler, asla farklı sonuçlar elde edemezler.
Asla Pes Etme!

Bunun içi bizi, dışı sizi yakar. Asla pes etme kulağa çok hoş gelse de, işi inatçılığa bindirdiğiniz an kaybedersiniz. Girişimcilikte cesur olmak ve engeller karşısında dimdik durmak harika bir avantajken, birçok girişimci çıkmaz sokak gördüklerinde nasıl tepki vermeleri gerektiğini bilemez. Bazen, bir kapıyı kapatıp, bir diğerine bakmak doğru tercihtir. Girişimciler, bazen işi ne zaman bırakıp, başka çözümler ve bakış açıları aramaları gerektiğini bilemezler.  Oysa ki, sağduyunuzun sesine kulak verirseniz rasyonel akıl size akıntıya doğru kürek çekmeden vazgeçmeniz gerektiğini tavsiye eder. Çünkü bugünün fiyaskolarından kurtulmaya hazır değilseniz, yarının sorunlarını çözemezsiniz.

Eski Başarı Yenisini Garantiler
Otoriteler, bilgisayarı Edison’un şirketi General Electric’in üretmesi bekliyordu fakat bunu IBM üretti. Yazılım döneminde işletim sistemini IBM’nin üretmesi bekleniyordu ancak bunu başaran Microsoft oldu. İnternet döneminde bunu Microsoft değil, Google başarabildi. Sosyal medya döneminde ise çözüm Google’dan değil, Facebook’tan geldi. Yani, her dinamizm zihni ve aklı bu yönde çalışanlardan çıkıyor. Bakın GE’nin eski CEO’su Jack Welch,  “Başarınızın en büyük sırrı nedir?” sorusuna ne yantı veriyor: “Aslında tek bir sırrı yok. Bir işte sağladığım başarının başka bir işte işe yaramayacağını bilirim. Her işin farklı bir dinamiğinin olduğunun farkındayım. O nedenle geçmişteki başarılarının, gelecekte yeni başarıların garantisinin olmadığını bilerek işlerimi yönetirim.”

Denenmiş ve Başarılı Olmuş Stratejiyi Uygulamak
Çoğu şirket herkesin yaptığını yaparsa sorun çıkmayacağını düşünür aslında da kendine has bir strateji geliştiremediği için kaybeder. Strateji, örneğin Apple’dan ne de bir başka markadan öğrenilebilir. Çünkü siz de kabul edersiniz ki, Apple yeri geldi, farklı düşünen markalar tarafından alt edilebildi. Apple’ın pazarlama stratejileri, HP ve Dell’in ürünlerini alt etmesini bildi. Fakat Apple, Samsung’un daha iyi bir ürünle değil de “tırmık sallayan”, stratejileri karşısında çok da başarılı olamadı.
Hibrit Araçlar Havayı Daha Az Kirletir!

Doğru, hibrit araçların birçok avantajı vardır. En başta, az benzin kullanımından dolayı daha ekonomiktirler. Fakat, California Üniversitesi’nin binlerce hibrit araba kullanıcısı üzerinde yaptığı istatistiki bir araştırma, bu genel kanının değişmesine neden oldu. Buna göre, hibrit araç satışları aslında hava kirliliğinin azaltılmasında hiçbir işe yaramıyor. Çünkü hibrit araç sürücüleri, ekonomik ve doğayla barışık araç aldıklarını düşündükleri için işe gidip gelme mesafesini ciddiye almamaya başlıyorlar. Şehrin kalabalığından, trafiğinden ve stresinden kopmak için yıllardır hayalini kurdukları şehir dışındaki bahçeli evlere taşınıyorlar. İşyerlerine uzak ve “benzin masrafı artar” diye taşınmayı erteledikleri mahallelere göç ediyorlar. Ya da hibrit araçlarıyla uzun seyahatlere çıkmakta bir sakınca görmüyorlar. Dolayısıyla, bu şartlar altında hibrit araba kullanmak ne ekonomiye ne de hava kirliliğini önlemeye ciddi bir kat